Mucizeler
Mucizeler
Miracles
Katolik inancının özünü oluşturan gerçekler, Mesih İsa’nın ölümü, dirilişi ve Efkaristiya’daki gerçek varlığı gibi, Kilise’nin resmî öğretisinde, yani Kutsal Gelenek ve Kutsal Yazı’da temellenir. Aşağıda anlatılan görünmeler ve olağanüstü olaylar ise “özel vahiy” (private revelation) kategorisindedir: Kilise’nin öğretisine bir şey eklemezler, ama Kilise’nin uzun incelemelerden sonra “inanılır” bulup saygıyla anılmasına izin verdiği olaylardır. Aşağıdaki bilgiler, bu olayların tarihini ve arkalarındaki dikkat çekici bilimsel bulguları aktarır.
1Meryem Ana’nın Görünmeleri
Marian Apparitions
Kilise tarihinde Meryem Ana’nın çeşitli yer ve zamanlarda insanlara göründüğüne dair pek çok tanıklık kayıtlıdır. Kilise bunlardan yalnızca birkaçını, uzun incelemelerden sonra resmen onaylamıştır. Aşağıdaki dördü, dünya çapında en çok bilinen ve en geniş kitleler tarafından ziyaret edilen görünmelerdir.
Fatima Meryem Ana’sıFatima, Portekiz · 1917
13 Mayıs 1917’de, orta Portekiz’de koyun güden üç çocuk, Lucia dos Santos (10) ile kuzenleri Francisco (8) ve Jacinta Marto (6), ışıkla çevrili bir kadın gördüklerini anlattı. Kadın kendini “Tespih Duası’nın Hanımefendisi” olarak tanıttı ve çocuklardan sonraki beş ay boyunca, her ayın on üçünde aynı yere gelmelerini istedi. Görünmeler ekim ayına kadar sürdü; her seferinde kalabalık büyüdü, çünkü haber hızla yayıldı.
13 Ekim 1917’deki son görünmede, tahminen otuz ile yüz bin arası kişi Cova da Iria’da toplanmıştı; aralarında inanmayan gazeteciler de vardı. Kalabalık, gökyüzündeki güneşin döndüğünü, renk değiştirdiğini ve yere doğru sarsılarak yaklaştığını anlattığı olağanüstü bir olay yaşadı; buna sonradan “Güneş Mucizesi” denildi. Francisco ve Jacinta, olaydan kısa süre sonra 1918–1919 grip salgınında hayatını kaybetti; Lucia ise rahibe olup 2005’te doksan yedi yaşında öldü.
Leiria episkoposu, on üç yıl süren bir incelemenin ardından 1930’da görünmeleri “inanılır” ilan etti. Fatima bugün dünyanın en çok ziyaret edilen Meryem hac yerlerinden biridir; her yıl milyonlarca kişi Cova da Iria’daki bazilikayı ziyaret eder. Francisco ve Jacinta, Lucia’nın tanıklığına dayanılarak 2017’de kutsandı.
Zeytun Meryem Ana’sıKahire, Mısır · 1968–1971
2 Nisan 1968 akşamı, Kahire’nin Zeytun semtindeki bir Kıpti kilisesinin kubbesinde parlayan, beyaz ışıktan bir kadın figürü görüldü. İlk tanıklar, kilisenin karşısındaki garajda çalışan iki Müslüman otobüs tamircisiydi; kubbeden birinin atlayacağını sanıp yardım çağırdılar. Toplanan kalabalık, ışık figürünün Meryem Ana’ya benzediğini fark etti; haber hızla yayıldı.
Görünmeler sonraki üç yıl boyunca, özellikle Kilise bayramlarına yakın gecelerde, düzensiz aralıklarla tekrarlandı. Tahminlere göre bu süre içinde bir milyona yakın kişi, aralarında Hristiyanlar, Müslümanlar ve yabancı gazeteciler, kubbenin üzerinde ışıktan bir kadın figürüyle birlikte güvercin biçiminde ışık kümeleri gördü. Zeytun’daki görünmelerde Lourdes ya da Fatima’dakinin aksine hiçbir sözlü mesaj ya da konuşan bir görücü yoktu; sessiz, ışıktan bir varlık olarak anlatılır.
Kıpti geleneğine göre Zeytun, Kutsal Aile’nin Mısır’a kaçışı sırasında konakladığı yerlerden biridir. Kıpti Ortodoks Papa VI. Kyrillos, olayı araştıran bir komisyon kurdu ve görünmeleri resmen onayladı; dönemin Kahire Katolik Patriği I. Stephanos da olay tanıklarının güvenilirliğinden kuşku duymadığını açıkladı. Zeytun görünmeleri Roma Katolik Kilisesi’nin resmî onay sürecinden geçmemiştir, çünkü olay bir Kıpti kilisesinde yaşanmıştır; yine de hem Kıpti hem Katolik cemaatlerince saygıyla anılır.
Guadalupe Meryem Ana’sıMexico City, Meksika · 1531
Aralık 1531’de, İspanyol fethinden on yıl kadar sonra, yeni vaftiz olmuş yerli bir Aztek olan Juan Diego, Mexico City yakınlarındaki Tepeyac tepesinde bir kadın gördüğünü anlattı. Kadın kendisini Nahuatl dilinde tanıttı ve Juan Diego’dan, episkopos Juan de Zumárraga’ya giderek o tepede kendisi için bir kilise yaptırmasını istemesini söyledi.
Episkopos ikna olmayınca, kadın Juan Diego’dan bir işaret istemesini söyledi. Kış ortasında, normalde o iklimde yetişmeyen İspanyol gülleriyle dolu bulduğu tepeden gülleri topladı ve pelerininin (tilma) içinde episkoposa götürdü. Pelerinini açtığında güller yere döküldü; pelerinin iç yüzünde ise bugün de görülen Meryem Ana imgesi beliriyordu.
Bu olay üzerine episkopos istenen kiliseyi yaptırdı. Guadalupe imgesinin, izleyen on yıllar içinde milyonlarca yerli halkın Hristiyanlığa geçmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilir; imgenin Aztek resim diliyle okunabilecek sembollerle dolu olması, yazıyı bilmeyen yerli halka doğrudan konuştuğu biçiminde yorumlanır. Bugün Meksika’nın ve bütün Amerika kıtasının koruyucusu ilan edilen Guadalupe Meryem Ana’sı, dünyanın en çok ziyaret edilen Meryem hac yerinde, Mexico City’deki bazilikada onurlandırılır.
Lourdes Meryem Ana’sıLourdes, Fransa · 1858
11 Şubat 1858’de, güney Fransa’daki Lourdes kasabasında yaşayan on dört yaşında, yoksul ve astım hastası bir kız, Bernadette Soubirous, Massabielle Mağarası yakınında odun toplarken bir rüzgar sesi duydu ve mağaranın girişinde beyaz örtülü, mavi kuşaklı, ayaklarında altın renginde birer gül olan genç bir kadın gördü. 16 Temmuz’a kadar süren on sekiz görünme boyunca kadın Bernadette’e günlük hayat için özel bir mesaj vermedi; onu dua etmeye, tövbeye ve mağaradaki bir kaynaktan su içmeye çağırdı.
25 Mart’taki görünmede Bernadette, kadının kimliğini sorduğunda “Ben Günahsız Gebe Kalan’ım” yanıtını aldı. Bu, o dönemde teolojik eğitimi olmayan bir köylü kızının bilebileceği bir ifade değildi; üstelik Papa IX. Pius’un Meryem’in Günahsız Gebe Kalışı’nı bir inanç esası olarak ilan etmesinin üzerinden yalnızca dört yıl geçmişti. Bu ayrıntı, Kilise’nin görünmeleri ciddiye almasında önemli bir etken oldu.
Bernadette’in işaret ettiği yerde bir kaynak ortaya çıktı; bugün milyonlarca hacı bu sudan içmek ya da yıkanmak için Lourdes’a gelir. Lourdes Tıbbi Bürosu, kayıtlı binlerce şifa iddiasını bağımsız doktorlarla inceler; bunlardan yalnızca altmışa yakını Kilise tarafından tıbben açıklanamaz “mucize” olarak resmen tanınmıştır. Kilise, incelemenin ardından 1862’de görünmeleri onayladı. Bernadette 1866’da rahibe olup Nevers’e yerleşti ve 1879’da otuz beş yaşında öldü; 1933’te kutsandı.
2Kutsal Kalıntılar ve Nesneler
Sacred Relics & Physical Artifacts
Katolik gelenek, üzerlerinde yüzyıllardır bilimsel inceleme yapılan bazı kutsal kalıntı ve nesnelerle de tanınır. Aşağıda, bilim insanlarının en çok araştırdığı iki nesneyi ele alıyoruz.
Torino KefeniTorino, İtalya
Torino Kefeni, önden ve arkadan çıplak, kırbaçlanmış ve çarmıha gerilmiş bir erkek bedeninin izini taşıyan, yaklaşık 4,4 metre uzunluğunda bir keten kumaştır. Kilise geleneği bunu, Mesih İsa’nın mezara konurken sarıldığı kefen olarak tanır. Kefen, belgelenmiş tarihte ilk kez 1350’lerde Fransa’nın Lirey kasabasında ortaya çıkar; 1578’den beri Torino’da, Aziz Yahya Vaftizci Katedrali’nde korunur.
1898’de kefen ilk kez fotoğraflandığında, negatifin üzerindeki görüntünün, kumaş üzerindeki soluk lekelerden çok daha net bir insan yüzü ve bedeni gösterdiği görüldü; kumaştaki iz, tıpkı bir fotoğraf negatifi gibi davranıyordu. Bu, negatif-pozitif ilişkisinin ancak 19. yüzyılda fotoğrafçılıkla birlikte anlaşıldığı, ortaçağ ustalarının bilemeyeceği bir özelliktir. 1978’de otuz kadar bilim insanından oluşan STURP (Shroud of Turin Research Project) ekibi kefeni beş gün boyunca doğrudan inceledi ve görüntünün boya, pigment, boyar madde ya da fırça darbesiyle oluşmadığını kesin biçimde ortaya koydu.
Mikroskobik incelemeler, görüntüyü oluşturan saman sarısı rengin yalnızca keten liflerinin en dış tabakasında, birincil hücre duvarında bulunduğunu gösterir. Bu renklenmenin derinliği 200 ile 500 nanometre arasındadır, yani görünür ışığın dalga boyundan bile incedir; liflerin iç özü tamamen beyaz kalır, herhangi bir sıvının ya da boyanın dokuya işlediğine dair hiçbir iz yoktur.
STURP’un yaptığı spektroskopik ve kimyasal analizler, görüntüde boya, mürekkep, ağır metal ya da organik bağlayıcı madde bulunmadığını doğruladı. Bulgulara göre renklenme, ketenin kendi selülozunda gerçekleşen bir oksidasyon, dehidrasyon ve konjugasyon sürecinin sonucudur; suya, standart çözücülere ve ketenin yanma sıcaklığına kadar ısıya karşı dayanıklıdır.
1976’da NASA mühendisleri, kefen görüntüsünü uzay fotoğraflarındaki yükseklik farklarını haritalamak için tasarlanmış VP-8 Görüntü Analizörü adlı bir cihazla incelediğinde, gri tonlardaki değişimlerin kumaş ile üç boyutlu bir beden arasındaki mesafeyle doğru orantılı olduğunu keşfetti. Sıradan bir resim ya da fotoğraf bu şekilde işlendiğinde çarpık, anlamsız bir kabartma verir; kefenin görüntüsü ise anatomik olarak tutarlı, gerçek bir üç boyutlu kabartma üretir. Bu özellik bugüne kadar başka hiçbir resim ya da kumaş üzerinde tekrarlanamamıştır. Ayrıca mikroskop altında görüntüde yönlü bir fırça darbesi ya da çizgi sınırı yoktur; renklenme kapiler akış izi de taşımaz, yani bir sıvı, buhar, merhem ya da kimyasal maddeyle oluşmamıştır, çünkü bu tür maddeler kumaş dokusuna yayılırken mutlaka bir akış izi bırakır.
Kan lekeleri üzerindeki adli incelemeler, lekelerin hemoglobin, bilirubin ve insan serumu içeren gerçek kanın doğrudan temasla kumaşa geçmesiyle oluştuğunu doğrulamıştır. Lekelerin çevresinde, çıplak gözle görülmeyen ama mor ötesi ışık altında ortaya çıkan serum halkaları bulunur. En dikkat çekici olanı, kan lekelerinin altında beden görüntüsüne ait hiçbir renklenmenin bulunmamasıdır; bu da kanın kumaşa, beden görüntüsü oluşmadan önce bulaştığını gösterir.
1988’de Oxford, Zürih ve Arizona üniversitelerindeki üç laboratuvar, kumaşın yalnızca bir köşesinden alınan küçük bir örnek üzerinde radyokarbon (C-14) testi yaptı ve MS 1260–1390 tarihini buldu. Ne var ki örneğin alındığı köşe, kefenin ana dokusunu temsil etmez: bu bölge, 1532’deki Chambéry yangınından sonra rahibelerce yapılan, orijinal kumaşa yeni iplik dokunarak gizlice onarılmış bir kenardır. 2005’te STURP’un kıdemli kimyageri, eski Los Alamos Ulusal Laboratuvarı araştırmacısı Raymond Rogers, Thermochimica Acta dergisinde yayımlanan incelemesinde test örneğinde kefenin geri kalanında bulunmayan pamuk lifleri tespit etti ve örnekteki boyar madde izlerinin, ortaçağda onarılan bölgeleri kumaşın geri kalanıyla renk uyumuna sokmak için kullanılan bilinen bir boyama tekniğiyle eşleştiğini gösterdi. Kefenin ana kumaşındaki vanilin kaybı da test edilen köşedekinden çok daha ileri düzeydeydi; bu da ana kumaşın test edilen köşeden çok daha eski olduğuna işaret eder. Bu bulgulara göre 1988 testi, kefenin kendisini değil, yüzyıllar sonra yapılan sessiz bir onarımı tarihlendirmiş olabilir.
Görüntünün nasıl oluştuğu sorusuna en dikkat çekici yanıtlardan biri elektromanyetik ışınım araştırmalarından gelir. İtalya’nın ulusal enerji ajansı ENEA’da Paolo Di Lazzaro liderliğindeki bir ekip, çok kısa süreli ve yüksek güçlü vakum morötesi (VUV) lazer atımlarının (dalga boyu 193 nanometre), kefen liflerindeki saman sarısı rengi ve yüzeysel derinliği laboratuvar ortamında yeniden üretebildiğini gösterdi. Araştırmacılar, insan boyutunda tam bir görüntüyü bu yolla oluşturmanın, bugünün binlerce eksimer lazerinin aynı anda, saniyenin çok küçük bir biriminde ateşlenmesini gerektirecek bir enerjiye karşılık geldiğini, yani antik çağda ya da Ortaçağ’da bilinen hiçbir kaynağın üretemeyeceği bir enerji düzeyi olduğunu belirtiyor. Başka araştırmacılar, yüksek gerilimli elektrik alanlarının (korona deşarjı) keten liflerinin yalnızca en üst tabakasını, iç özünü yakmadan susuzlaştırabileceğini öne sürüyor; görüntünün hem üç boyutlu derinlik bilgisini hem keskin netliğini birlikte açıklayabilmek için bazı modeller de, bedenin kendisinden dikey yönde kısa süreli bir ışınım ya da yüklü parçacık akısı yayıldığını varsayıyor.
Bütün bu bulgular bir arada değerlendirildiğinde, Torino Kefeni’nin sıradan bir ortaçağ resmi ya da sahtekârlık ürünü olmadığını, günümüz biliminin bile tam olarak açıklayamadığı, gerçek bir insan bedeniyle doğrudan temas sonucunda oluşmuş olağanüstü bir iz taşıdığını düşündürür. Katolik Kilisesi kefeni resmen “özgün” diye ilan etmemiştir, çünkü bu doğrudan bir iman konusu değil, sürmekte olan bilimsel bir araştırma konusudur; ama papalar onu düzenli biçimde ziyaret edip derin bir saygıyla anmış, kefen yüzyıllardır inananların Mesih İsa’nın Tutkusu’nu ve dirilişini tefekkür ettiği kutsal bir emanet olarak Torino’da korunmuştur.
Guadalupe TilmasıMexico City, Meksika
Juan Diego’nun pelerini (tilma), kaktüs benzeri maguey bitkisinin lifinden dokunmuş kaba bir kumaştır; bu tür bir kumaşın normal koşullarda birkaç on yıl içinde çürüyüp dağılması beklenir. Buna karşın tilma, yüzyıllarca koruyucu bir cam olmadan sergilendiği hâlde, bugün de imge belirgin biçimde görülebilecek durumda korunmuştur; bu dayanıklılık, imgenin en sık öne sürülen olağanüstü yönlerinden biridir.
1751’de ressam Miguel Cabrera imgeyi inceleyip böylesine kaba bir kumaş üzerine boyayla bu inceliğin nasıl işlendiğini anlayamadığını yazmıştır. 1979’da biyofizikçi Philip Callahan’ın kızılötesi incelemesi, imgenin ana bölümünde fırça taslağı ya da tabakalı boya izine rastlamadığını, ayın, meleğin, yıldızların ve ışınların ise 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyıl arasında sonradan eklendiğini ortaya koymuştur. Mühendis José Aste Tonsmann, Meryem’in gözbebeklerini yüksek büyütmeyle incelediğinde, tıpkı canlı bir gözün yansıttığı gibi, o anda önünde duran kişilerin küçük figürlerini seçtiğini bildirmiştir.
Olayın en eski bilinen yazılı anlatımı, 1649’da Nahuatl dilinde yayımlanan Nican Mopohua metnidir; savunucular, olayı çok daha yakın bir tarihe, 1530’lara taşıyan Codex Escalada adlı belgeye de işaret eder. Tilma, Katolik Meksika’nın en kutsal nesnesi olarak, her yıl yirmi milyonu aşkın hacı tarafından ziyaret edilmeye devam eder.
3Efkaristiya Mucizeleri
Eucharistic Miracles
Katolik inancına göre, Efkaristiya’da ekmek ve şarap, kutsanma sözleriyle Mesih İsa’nın gerçek bedeni ve kanına dönüşür; buna öz değişimi (transsubstantiation) denir. Bu değişim duyularla algılanamaz; ekmek ve şarap dışarıdan hiç değişmemiş görünür. Aşağıdaki üç olayda ise, geleneğe göre, bu değişim gözle görülür hâle gelmiştir.
Lanciano MucizesiLanciano, İtalya · 8. yüzyıl
Geleneğe göre, 8. yüzyılda İtalya’nın Lanciano kentinde bir Basilian keşiş rahip, Efkaristiya’da Mesih İsa’nın gerçekten hazır olduğundan kuşku duymaktaydı. Ayin sırasında kutsama sözlerini söylediği anda, elindeki ekmek canlı ete, şarap ise kana dönüştü; rahip dehşet içinde cemaate olanı gösterdi.
Et ve kan bugün de Lanciano’daki Aziz Francesco Kilisesi’nde, gümüş bir kap içinde sergilenir. 1970–71’de patolog Odoardo Linoli dokuları mikroskop altında incelemiş; etin insan kalp kası dokusu, kanın ise AB kan grubundan insan kanı olduğunu, dokularda çürümeyi önleyecek hiçbir koruyucu madde kullanılmadığı hâlde on iki yüzyıl boyunca bozulmadan kaldığını bildirmiştir.
Bolsena-Orvieto MucizesiBolsena / Orvieto, İtalya · 1263
1263’te, Bohemyalı rahip Petrus, Roma’ya hac yolunda Bolsena kasabasında ayin yönetirken Efkaristiya’daki gerçek varlıktan kuşku duyduğunu anlatır. Ekmeği böldüğü anda, ayin yapılan kilisenin altar örtüsü olan keten beze (corporale) kan sızdığını gördü. Sarsılan rahip, olayı yakındaki Orvieto’da bulunan Papa IV. Urbanus’a bildirdi.
Papa olayı inceletti ve kanlı bezi Orvieto’ya getirtti. Ertesi yıl, 1264’te Papa IV. Urbanus bu olaydan da etkilenerek Efkaristiya’yı onurlandıran evrensel Corpus Christi (Mesih İsa’nın Bedeni) Bayramı’nı bütün Kilise için ilan etti ve bayramın dualarını yazması için Aziz Thomas Aquinas’ı görevlendirdi. Bu olay, Kilise tarihinde en sağlam belgelenmiş Efkaristiya mucizelerinden biri kabul edilir, çünkü doğrudan bir papalık soruşturmasına ve hâlâ kutlanan evrensel bir bayramın kuruluşuna bağlıdır.
Kanlı bez bugün Orvieto Katedrali’ndeki özel Corporale Şapeli’nde, altın ve mineli gümüş bir sandukada saklanır. Her yıl Corpus Christi Bayramı’nda, kalıntı şehir sokaklarında düzenlenen büyük bir alayla taşınır.
Buenos Aires MucizesiBuenos Aires, Arjantin · 1996
Ağustos 1996’da, Buenos Aires’te bir kilisede kutsanmış bir ekmek (host), bir bağış kutusunun içinde bırakılmış hâlde bulundu. Rahip Alejandro Pezet, kilise geleneğine uyarak, ekmeği saygıyla eritmek için su dolu bir kaba koyup tabernakülde sakladı. Birkaç gün sonra, 26 Ağustos’ta, ekmek üzerinde kırmızı, kan benzeri lekeler belirdiği ve bu lekelerin günden güne büyüdüğü fark edildi.
Dönemin Buenos Aires başpiskoposu, ileride Papa Franciscus olacak Jorge Mario Bergoglio, olayı bilimsel olarak incelettirdi. Madde, hiçbir özel koruma önlemi alınmadan üç yıl boyunca bozulmadan kaldı; 1999’da alınan bir örnek New York’ta, kardiyolog Frederic Zugiba tarafından, kaynağı belirtilmeden incelendi. Rapor, dokunun iltihaplı bir kalbin sol karıncığına ait insan kalp kası olduğunu ve kan grubunun AB olduğunu bildirdi; bu, Torino Kefeni ve Lanciano için de bildirilen kan grubuyla aynıdır.
Bergoglio, papa olduktan sonra da bu olaydan sık sık, Efkaristiya’ya duyduğu derin saygının bir örneği olarak söz etmiştir. Kalıntı bugün de aynı kilisede saygıyla korunmaktadır.
4Çürümeyen Azizler
Incorruptible Saints
Bazı azizlerin bedeni, ölümlerinin ardından yıllar hatta yüzyıllar geçmesine karşın beklenenden çok daha az çürümüş hâlde bulunmuştur; Kilise bu olağanüstü korunmayı özenle belgeleyip saygıyla kaydeder. Aşağıdaki üç örnekte, bu ilk mucizevi korunmanın ardından Kilise’nin bedenleri kalıcı olarak sergileyebilmek için üzerlerine ince bir balmumu ya da silikon maske yaptırdığını da anlatıyoruz; bu, günümüzde saygıyla ziyaret edilen kutsal emanetlerin hikâyesinin bir parçasıdır.
Lourdesli Aziz BernadetteNevers, Fransa
Lourdes görünmelerinin görücüsü Bernadette Soubirous, 1866’da Nevers’deki Sevgi Kızkardeşleri manastırına katıldı ve 1879’da otuz beş yaşında, uzun süredir çektiği kemik veremi ve astımdan öldü. Bedeni, kutsanma sürecinin bir parçası olarak 1909, 1919 ve 1925’te üç kez çıkarıldı.
1909’daki ilk çıkarmada tanıklar, cildin şaşırtıcı derecede doğal göründüğünü, ağzının hafif aralık ve dişlerin yerinde olduğunu bildirdi; bu, gömüldükten otuz yıl sonrası için beklenmedik bir bulguydu. 1919’daki ikinci incelemede çürüme belirtisi görülmedi, ama yüz ve eller, ilk incelemede yapılan yıkama nedeniyle koyu bir renk almıştı. 1925’teki üçüncü incelemede Kilise bedeni kalıcı olarak sergilemeye karar verdi; bu amaçla Paris’te moda mankenleri tasarlayan Pierre Imans’a, çökmüş göz ve burnu ile kararmış cildi örtecek ince bir balmumu yüz ve el maskesi yaptırıldı.
Bugün Nevers’deki Saint Gildard Şapeli’nde bir cam sandukada sergilenen beden bu balmumu maskeyle görülür; maskenin altında, on yıllar boyunca çürümeden kalmış olan bedenin kendisi hâlâ yatmaktadır. Bernadette 1933’te kutsandı.
Aziz Padre PioSan Giovanni Rotondo, İtalya
Francesco Forgione, İtalya’da Kapuçin rahibi olarak Padre Pio adıyla tanındı; 1918’den 1968’deki ölümüne kadar, geleneğe göre elinde, ayağında ve böğründe Mesih İsa’nın çarmıh yaralarına benzeyen stigmata (kutsal yara izleri) taşıdı. Bu yaralar, yaşamı boyunca Kilise’nin görevlendirdiği doktorlarca defalarca incelendi; yaraların elli yıl boyunca kanamaya devam ettiği, hiç enfeksiyon kapmadığı ve taze bir gül kokusu (“osmogenesis”) yaydığı pek çok tanık tarafından bildirildi.
2002’de kutsanan Padre Pio’nun bedeni, ölümünün kırkıncı yıl dönümünde, 2008’de bilimsel bir ekip eşliğinde çıkarıldı. Eller, ayaklar ve yüzün bazı bölümleri iyi korunmuş bulundu, ama kafatasının üst kısmı iskelet hâlini almıştı; bu yüzden yüzün tamamı için silikondan bir maske yaptırıldı. Beden ayrıca formalin-alkol karışımıyla kimyasal olarak korumaya alındı.
San Giovanni Rotondo’daki yeni kilisede, nem ve sıcaklığı denetlenen özel bir cam sandukada sergilenen beden bu silikon maskeyle görülür; her yıl milyonlarca hacı, Padre Pio’nun yaşamı boyunca taşıdığı bu olağanüstü işaretin anısına buraya gelir.
Aziz Jean-Marie Vianney (Ars Curesi)Ars, Fransa
Jean-Marie Vianney, 19. yüzyılda Fransa’nın küçük Ars köyünde kırk yılı aşkın süre görev yapan bir papazdı; günde on altı saate varan sürelerde günah çıkarttığı, Fransa’nın dört bir yanından insanların onun günah çıkarma odasına akın ettiği bilinir. Bugün bütün papazların koruyucu azizi ilan edilmiştir.
1859’daki ölümünün ardından, bedeni kırk beş yıl sonra, 1904’te kutsanma süreci için çıkarıldığında kurumuş ve kararmış ama dağılmamış hâlde bulundu. Aynı yıl kalbi ayrı bir kalıntı olarak çıkarılıp özel bir sandukaya kondu; bu çürümemiş kalp bugün de ayrı bir şapelde sergilenir ve zaman zaman başka ülkelere ziyarete götürülür.
Bedeninin geri kalanı, Ars’taki bazilikada cam bir sandukada sergilenir; yüzü, kararmayı örtmek için yapılmış bir balmumu maskeyle kaplıdır. Vianney 1925’te kutsandı.